Posts by Toprak

    İstanbul 15 milyonu aşan nüfusuyla hem Türkiye'nin hem de doğu Avrupa'nın en büyük şehridir. Bu büyük sanayi ve ticaret şehri günümüzde dünyanın her yerinden farklı kültürlerin ve yaşam tarzlarının erime noktası gibidir.

    Sosyolojik araştırmalar İstanbul'u dünyada eşcinsellerin en rahat yaşadığı şehirler arasında göstermektedir. Bunun kökenini ise hiç şüphesiz Osmanlı İmparatorluğu'na dayanan köklere ve Türkiye Cumhuriyeti'nde eşcinselliğin yasal olarak yasaklanmamış olmasına dayandırabiliriz. Hem resmi hem de perde arkasında köklü bir eşcinsel kültür barındıran impatorluğun torunları günümüzde bu geleneği neredeyse sürdürmektedir. Çünkü İstanbul'da bazı kuruluş ve kişiler sonuna kadar açık bir hayat sürerken bilinmeyen, kapalı kapılar ardında yaşanan daha büyük ve gizemli bir başka eşcinsel hayat daha vardır.

    Günümüzde eşcinsel hayat Taksim bölgesinde yoğunlaşmıştır. Bunun la birlikte Taksim,Cihangir ve Maçka turistik konaklama için ideal bölgelerdir.


    Neler Yapmalı?

    Nerelerde Yemeli & İçmeli?

    Gece Oldu Ne Yapmalı?

    Nerede Kalmalı?

    Türkiye'nin güney sınırında, Akdeniz'in hemen doğusunda bir lezzet başkenti, Gaziantep. Bugün iki milyonu aşan nüfusuyla ülkenin en büyük sekizinci kenti olan şehir, büyük ve gelişmiş bir sanayi şehri. 4 büyük sanayi bölgesi, serbest bölgesi, diğer şehirlerden gelenleri kıskandıran otobanlarıyla sonuna kadar batılı, yemekleri ve bugün çok azı ayakta kalan taş yapılarıyla sonuna kadar doğulu bir şehir. Hırslı ve kendine güvenen insanlarıyla yoktan var olmuş bir kent de desek yeri…


    Gaziantep'in il sınırları içerisinde kalan topraklarda tarih boyunca bir çok önemli yerleşim kurulmuş olsa da Osmanlı İmparatorluğu dönemi boyunca şehir bir hayli sessiz kalmıştır. İmparatorluğun yıkılışı sırasında kuşatmalara maruz kalan şehrin savunması tüm ülke tarafından taktirle karşılanmıştır. Bu kahramanlığın ardından el elde baş başta oturmayan şehirde bir değişim gelişim süreci yaşanmıştır. Ancak şehir bugünkü modern görüntüsüne Celal Doğan'ın büyük şehir belediye başkanı olmasıyla kavuşmuştur. O tarihe kadar küçük bir alana kısılıp kalan şehir yeni planlamalarla hızla büyümüş ve yenilenmiştir.


    Tıpkı İstanbul gibi göç ve gecekondulaşma sorunlarıyla boğuşan kentte bugün Türkiye'nin en büyük parkı, en modern hayvanat bahçesi ve doğal hayatı koruma parkı, ülkenin en büyük mozaik müzesi bulunmaktadır.


    Gaziantep şehri bilindik turizme çokta hitap etmemektedir. Bir endüstri kenti olan bu kente yapılacak seyahatler genel olarak kültür turizmi sınıfına girer. Gaziantep'te yer alan bilinen en eski açık hava heykel atölyesi olan Yesemek bitmiş ya da yarı haldeki heykelleriyle adeta masalsı bir yerdir. Bununla birlikte yine şehre bir hayli yakın olan Rumkale'de bir hayli iyi korunmuş önemli bir turistik mekandır. Şehrin tam kalbindeki Gaziantep kalesi de son yıllarda yapılan restorasyonlarla turizme kazandırılmıştır. Ve tabi ki Gaziantep deyince akla gelen bir diğer önemli turistik mekanda hiç şüphesiz Zeugma'nın eşsiz mozaiklerini barındıran mozaik müzesidir. Şehrin eski kısımlarında bulunan taş evler, bakırcılar çarşısı ve baharat çarşısı gibi mekanlarda turistler tarafından ilgiyle karşılanmaktadır. Bununla birlikte Gaziantep'e özgü deri yemeni (bir tür ayakkabı) ve sandaletler şok edici fiyatları ve inanılmaz tasarımlarıyla turistleri cezp etmektedir.


    Nasıl Gitmeli?


    Gaziantep'e İstanbul – Ankara ve İzmir'den ve yurtdışından bazı şehirlerden THY, Onur Air, Pegasus ve Sun Express'in uçuşlarıyla, İstanbul, Konya, Eşkişehir, Afyon, Adana gibi şehirlerden trenle ya da diğer şehirlerden otobüs seferleriyle gidebilirsiniz.


    Nerede Kalmalı?


    Şehirde 5 ve 4 yıldızlı olmak üzere bir çok otel var. Ancak kongre fuar gibi etkinliklerin yoğun olduğu zamanlarda giderseniz fiyatlar yüksek olabiliyor. Bununla birlikte Anadolu Evleri adlı bir butik otel de var.


    Nerelerde Yemeli – Nerelerde İçmeli?


    Şehirde batılı anlamda yeme içme mekanları olsa da biz diğerlerini tercih etmenizi öneririz. Sıkıcı kafe menüleri yerine harika Gaziantep ev yemekleri ya da kebaplar yiyebilir, üzerine tatlı ziyafetleri çekebilirsiniz. İmam Çağdaş şehirdeki en ünlü kebapçıların başında geliyor. Bununla beraber Ticaret Odası'nın merkez binasının en üst katında şehrin ortasından geçen muazzam parka bakan iyi bir restoran var. Zaten şehirde elinizi sallasanız bir kebap ya da tatlıcıya rastlıyorsunuz, ki hepside iyi çıkıyor. Arada oturup dinlenmek ya da bir şeyler atıştırmak için ise Locca, End Point, Kırmızı, Kafelata, Eskici Kahve Evleri (Gloria Jeans'ın Gaziantep versiyonu) veya Pegasus gibi mekanları tercih edebilirsiniz.


    Gece Oldu Ne Yapayım?

    Siz hakkında ne düşünüyorsunuz bilinmez ama, 45 dakika uzağınızda beyaz duvarlardan, musakkadan, buzukiden çok daha fazlası sizi komşunun kozmopolit ve büyük başkenti Atina'da sizi bekliyor. Avrupalı ama sıcak kanlı bişeyler yapmak isterseniz durmayın bir vize alın !


    Yunanistan'ın dört milyonu aşkın nüfusuyla en büyük şehiri olan Atina aynı zamanda ülkenin ekonomik ve resmi başkenti. Bu nedenle bir çok kültürü içerisinde barındıran şehir yine de dünyadaki benzer konumdaki şehirlere oranla daha lokal kalmayı başarabilmiş, ancak dünyanın tüm zenginliklerine de sonuna kadar açık kalmış bir akdeniz şehiri. Bir çok tarihi eserin bulunduğu şehiri size anlatmaya Akropolisten başlayabiliriz.. Ama biz onun yerine Gazi'den başlıyacağız çünkü gayler akropolisi terkedeli yüz yıllar oldu !


    Gazi


    Atina'nın en gay bölgesi denebilecek olan Gazi, şehirin eski gaz dağıtım şebekesinin bulunduğu yer ve adı da buradan geliyor. Gündüzleri giderseniz oto tamircilerinden pek te fazla bir şey göremeyeceğiniz bölge geceleri ise bir hayli renkli ve eğlenceli. Atina'da geçireceğiniz sürenin özellikle haftasonuna denk gelen bir kısmının gecelerini Gazi'ye ayırırsanız samimi mekanlarda yemekler yiyebilir, birbirinden renkli gay mekanlarda eğlenebilirsiniz. Gazi'ye Omonia meydanından yürüyerek ya da taksiyle gidebileceğiniz gibi şehrin ana meydanı olan Sintagma'yı dik kesen Ermou caddesini takip ederekte gidebilirsiniz.


    Kolonaki


    Ünlü komedi dizisi Avrupa Yakası'nın Yunan versiyonu çekilse nerede çekilirdi sorusunun kuşkusuz doğru cevabı olan Kolonaki şehirin üst sınıf eğlence, alışveriş ve dolaşma mekanı. Sizde Kolonaki'den onlarca dükkandan bazılarını ziyaret etmeden ve Kolonaki meydanında bir kahve içmeden sakın Atina'dan dönmeyin.


    Syntagma, Ermou, Monastraki, Psiri


    Atina'nın en merkezi meydanı olan Syntagma 24 saat canlı bir alışveriş ve ulaşım merkezi. Meydandan metro, tramway ve otobüsle şehirin her yerine ulaşabilirsiniz. Bununla birlikte meydanı dik kesen Ermou caddesi onlarca renkli mağazayla Atina'nın en renkli alış veriş mekanlarından biri. Kolonaki'ye göre daha genç ve hip olduğunu da belirtelim. Ermou caddesini takip ederek varacağınız meydan ise Monastraki. Her saatte renkli olan bu meydan daha çok genç ve alternatif kitlenin akın ettiiği bir bölge. Monastraki'nin hemen bitişiğinde ise sizi Psiri karşılıyor. Sanat galerileri, birbirinden güzel lokanta ve kafeleri, barları ve renkli kalabalığıyla Psiri, Atina'da görmeden dönmemeniz gereken mekanların başında. Eger giderseniz mutlaka Bee Bar'da bişeyler için...


    Kifissia


    Atina'nun 20 dakika kadar dışında kalan Kifissia'da yapabileceğiniz tek turistik şey Olimpiyat Stadyumu'nu ziyaret etmek. Ancak bırak turist olmayı Atina'nu tadını çıkarılım derseniz, Kifissia onlarca mağazası, onlarca restoran-cafe ve barı, aralarında Türk markaları Mavi, İnci, Koton ve Machka'nında bulunduğu 200 markanın mağazasının bulunduğu şehirin tek alışveriş merkesi The Athens Mall ile sizi belki Amerikan tarzı ama kaliteli ve renkli bir hayata davet ediyor.


    Alimos, Glyfada, Voula, Vouliagmeni


    Atina'nın sahil şeridinde bulunan bu şık ve zengin dış mahallelerde eğlenceli plajlara gitmek şehirin geri kalanından farklı olarak yapabileceğiniz en iyi alternatif.


    Okursanız Karlı Çıkarsınız; Ozon


    Atina'da bir çok noktada görebileceğiniz OZON dergisi, ücretsiz bir şehir ve yaşam dergisi. Aldığınızda da farkedeceğiniz üzere bir hayli gay! Ozon size Atina hakkında pek çok fikir vereceği gibi yüzde yüz güvenilir bir şehir rehberi. Dergi İngilizce ve Yunanca yayınlanıyor.


    İnternet siteleri: ozonweb.com


    GTurk

    Bir Türk olarak Bükreş'e gitmeye kadar verdiğinizde ve bunu çevrenizdekilere açtığınızda bir takım sorularla sıklıkla karşılaşacaksınız; “Neden ?” , “İş Gezisi mi ?” “Kayağa mı ?” gibi… Oysaki yurtdışına çıkış amacı yeni şehirler görmek olan, yeni kültürler tanımayı sevenler için Romanya bir çok şey vaad ediyor. Uzun süre kapalı dışarıya kapalı yaşamanın doğurmuş olduğu bir sonuç olarak yurtdışında pekte tanınmayan ülke hakkında, bilgiden çok önyargı bulabiliyorsunuz.


    Balkanların ortasında 2,5 milyona yaklaşan nüfusuyla bölgenin en büyük şehirlerinden Bükreş, 1989 yılında yaşanan devrimin ardından Çavuşesku'nun diktatörlüğüne son verilmesiyle yeni bir vizyon kazandı.


    2007 Ocağıyla beraber Avrupa Birliği'ne giren Romanya'nın lokomotif şehri ve başkenti olan Bükreş aynı zamanda balkanların en önemli ticaret kenti olmaya da aday.


    Kominizmden Kalanlar!

    Romanya'yı ziyaret etmek isteyen bir Türk için bence ilk ciddi neden kominizmden kalanları görmek ve farklı bir kültürle tanışmak olmalı. Çünkü bireylerin çektiği tüm sıkıntılara rağmen kominist rejimler geride çok çarpıcı kentler ve eserler bıraktı. Bükreş'te de bunu görmek mümkün. Paris'in ünlü Şanzelize'sinden daha büyük bulvarlar, geniş ve görkemli meydanlar, çarpıcı anıtlar ve devasa büyüklükteki binalar size farklı bir kültürün izlerini takip etme imkanı verecek. Üstelik Bükreş'te bu tür eserlerin tamamlanmışları kadar tamamlanmış olanlarını da görmek mümkün. Aniden yıkılan Çavuşesku iktidarının tamamlayamadığı eserler sizi adeta alıp o yıllara götürecek ve farklı bir ruh haline gireceksiniz.

    Eski Bükreş !

    Bükreş'in hiç şüphesiz en ilgi çekici ve gelişme potansiyeli yüksek bölgesi eski Bükreş. Kominizim döneminde yıkılmadan ayakta kalan eski ve müstakil yapıların bir arada kaldığı bu bölgede ilginç dükkanlar, antikacılar, genellikle turistlerin ya da şehirde yaşayan yabancıların rağbet ettiği cafe, bar, restoran ve gece kulüplerini bulabilirsiniz.

    Hızla değişen bölge şehrin Soho'su olmaya aday. Eğer yolunuz düşerse New Amsterdam Cafe'de bir Bruch'ı ya da irili ufaklı kafelerde bir akşamüstü kahvesini atlamayın.


    Alışveriş, Cruising; Universiate!


    Bükreş'in en merkezi yeri hiç şüphesiz Universiate. Günün hemen hemen her saatinde hareketli sayılabilecek civarda, Ulusal Tiyatro, aralarında Türk markalarının da bulunduğu onlarca mağaza, her an kalabalık bir hayli de cruisy olan birkaç kafe bulabilirsiniz. Aynı zamanda mimariye ilgi duyanlar içinde çevrede bir çok ilginç eser var.


    Park Bahçe Seven Buraya!


    Bükreş'in dört bir yanında bir çok büyük park var. İçinde suni gölü olanlardan, bisiklet yürüyüş parkuru olanlara, ailelerin haftasonu geldiği parklardan gaylerin akşamları gittiği parklara kadar şehir bir çok parkla sarılmış durumda. Büyük boşlukları, yeşilliği ve çimlere uzanmayı sevenler bu şehirde fazlasıyla tatmin olabilir.


    Müzeler, Tarih!
    Bükreş'te müze gezmeyi sevenler için göze çarpan ilk üç mekan; Ulusal müze, Köy Müzesi ve Modern Art Müzesi. Modern Art Müzesi Halk Evi olarak isimlendirilen içinde parlamentonun çeşitli bölümleri, bir çok idari ofiste bulunan, dünyanın ikinci büyük binasında yer aldığından hem bu sarayı hem de müzeyi aynı anda gezebilirsiniz. Köylü Müzesi ise şehir dışına çıkmadan size Romanya'nın taşrasını tanıtan bir tür etnografya müzesi.


    Impact vs Queens !

    Bükreş gay turistlere çok zengin bir menü sunmuyor. Şehirde iki bar-klupün dışında eşcinsel mekan yok. Bu mekanlardan ilki olan Impact bir Amerikalı tarafından işletilen iyi dekore edilmiş denebilecek, oldukça sexy go-go boyların dans ettiği tipik bir gay klüp. Queens ise Impact'e göre daha popüler olan, kitlesi genel olarak 18-25 yaş arası gençlerden oluşan bir diğer mekan. Kulübün dekorasyonu Impact'e göre daha kötü olsa da işletmecisi daha fazla sevildiğinden olsa gerek insanlar daha fazla rağbet gösteriyor. Impact'in go-go boylarına karşın Quenns'in ise Drag Queenleri var. Giriş ücreti ve içki fiyatları Impact'le aynı. Her iki mekanda da vestiyere ne kadar isterseniz o kadar bahşiş veriyorsunuz. Hem Impact hem de Oueens yerli yabancı pop ve kısmen elektronik müzik çalıyor. Müzikleri Türkiye'deki muadillerine göre daha iyi.


    Vize

    Romanya'ya gitmek için ülkeden vize almanız gerekiyor.


    GTurk

    Kimine göre dünyanın gay başkenti, kimine göre kuzeyin Venedik'i, kimine göre ise sadece esrar odası… Ama herkes için mükemmel!


    Amsterdam şehrinin her yerindeki sokaklar kadar sık kanalları, insana bir çizgi filmin içinde yaşıyormuş hissi veren binalarıyla başlı başına farklı bir deneyim. Özellikle de daha önce yurt dışına hiç çıkmamış kişiler için kesinlikle muhteşem bir başlangıç noktası.


    Sunduğu farklı mimari ve hissin dışında sıcak kanlı ve yabancılara karşı açık insanlarıyla daha gittiğiniz andan itibaren aşık olabileceğiniz şehirde birkaç gün geçirdikten sonra kendinizi evinizde hissetmeniz de çok olası. Ülkenin kuzeyde olması nedeniyle turistleri bir hayli şaşırtan bu sıcak kanlılık bazen öyle bir boyuta varıyor ki yol sorduğunuz kişi zaman zaman yolunu değiştirip size eşlik edebiliyor.


    Bununla birlikte bir eşcinsel başkent bekleyip de Amsterdam'ı ziyaret edenlerin bazen hayal kırıklığına uğramadığını söylersek de yalan söylemiş oluruz. Çünkü Amsterdam'ın toplam nüfusu yarım milyonun altında. Bundan dolayı eşcinseller yüzdesel olarak ne kadar yüksek bir orana sahip olsalar da sayısal olarak az olmanın etkisi hissediliyor. Bazen binlerce kişilik Amerikan tarzı gece kulüpleri ve kalabalık bekleyenler büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor çünkü şehirdeki eğlence mekanları genel olarak küçük ve gösterişten bir hayli uzak. Ancak Amsterdam bekli de bir eşcinsel olarak elinizde haritalar, rehberler olmadan ziyaret edebileceğiniz tek şehir. Zira sokaklarda karşınıza çıkan Gay Info ofisleri ve her eşcinsel mekanın astığı gökkuşağı bayrakları işinizi bir hayli kolaylaştırıyor. Yapmanız gereken tek şey adeta havaalanından şehre kadar gitmek.


    Amsterdam'da bahsederken bahsetmeden geçemeyeceğimiz bir diğer nokta ise şehrin kozmopolit yapısı. İster yerleşik halkı isteniz de turistleri ele alın sonuç aynı olacak. Dünyanın her yanından insanın bir araya geldiği şehirde canınızın istediği her türlü yemeği bulabiliyor ya da kendi dilinizde yayın bulabilmenin ve kendi dilinizi konuşabilmenin rahatlığı yaşabilirsiniz. Çöpçüsünden bakkalına herkesin İngilizce ve Almanca'yı çok rahat konuşması da bir turist olarak hayatınızı kolaylaştırıyor.


    Ne Zaman Gideyim ?

    Amsterdam yılın her döneminde insana eğlence vadeden nadir şehirlerden birisi. Yılın dilediğiniz zamanında gidebilirsiniz. Ancak yaz başında Gay Pride varken giderseniz eşsiz bir deneyim yaşayabilirsiniz.


    Nerede Kalayım ?

    Amsterdam'da yapılacak en doğru tercih şehre uzak zincir hoteller yerine şehrin merkezinde eğlencenin kalbinde konaklamak.


    GTurk

    Bir forum'da denk gelmiş öyle kaydetmiştim..

    Bana ait değil!

    Bir Eşcinselin Annesine Yazdığı Mektup!

    Merhaba anne...

    Dünyaya geldiğimde ne kadar sevinmiştiniz kimbilir, size MERHABA diyemesem de... Babam da çok sevinmiş, kurban kesmiş oğlu oldu diye, sen söylemiştin bunu bana, babam sevmez ya duygusal görünmeyi, o yüzden söylememiştir, yine de bir kez ondan da dinlemek isterdim... Kendimi şanslı hissettim hep, sizin gibi ailem olduğu için, SEN, BABAM ve ABLAM... İnsanın ailesini seçme olasılığı yok, şanslıyım sanırım... Kötü günlerimiz de olmadı değil, olmalıydı da iyi günlerin kıymetini anlamak adına. Baktığım da geriye, mutluydum sizinle...

    Belki farketmişsinizdir eski Mert olmadığımı, artık o çılgın, deli-dolu, hayatı umursamayan Mert yok, o gitti, belki bunu ergenlik dönemime bağlayabilirsiniz. Her gençte olurmuş ya... Bilmiyorum anne, ne diyeceğimi, biliyorum da aslında bulamıyorum nasıl söyleyeceğimi, belkide söylememeliyim... Çok savaş verdim anne, kendimle... Pazar günleri mutlu kahvaltılarımızda, balkon sefalarımızda, bir filme kilitlendiğimizde... Her zaman, her yerde savaşıyordum ben, bilmiyordunuz. O kadar kolay değil dile getirmek, onca iç savaşların kolay olmadığı gibi, inan bana susmak da kolay değil...

    Bakışlarınızı kaçıracaksınız belki benden, sarılmak bile gelmeyecek içinizden, iğreneceksiniz, belki aynı evde yaşamak istemeyeceksiniz benimle... Boynunuzu eğdirecek her zaman gurur duyduğunuz, övündüğünüz oğlunuz... Ben bir EŞCİNSELİM anne... Anneeee n’olursun öyle anlamsız bakma yüzüme, ağlamaya başlama yine, beni dinle...

    Daha çok küçükken farkına vardım aslında, o zamanlar ne demek olduğunu bile bilmiyordum hiçbirşeyin, oyunlardan ibaretti hayat benim için. İlkokulda sıra arkadaşımdan hoşlanmak bana da garip gelmişti biraz aslında ama çok da ayırt edemiyordum hislerimi. Hayır annee saçmalama, o yaşta ne yaşayabilir ki insan, yaşamın ne olduğunu bile idrak edemezken... O zamanlarda futbolu sevmezdim, belkide beceremediğimden. Oturmalara gittiğimizde ailece, senin yanında olmayı yeğlerdim, en çok da seni severdim... Belki de budur sebebi ilk sana söylemek isteyişimin... Ben büyüdükçe büyüdü içimdeki duygular, korktum büyümekten de, hep çocuk kalmak isteyişimin sebebi bayram harçlığı almaktan ziyade buydu belkide. Neden diye çok sordum kendime, neden ben böyle hissediyorum diye... Küçük ve masumane temaslar da yaşadım arada sırada. Aşk değildi belki ama cinsellik de değildi... Kimsenin iğrenç tacizlerine maruz kalmadım, böyle birşey geçmesin aklından. Çünkü çok kızıyorum bu durumu aptalca sebeplere bağlayan insanlara... Çok düşündüm... Gecelerce... Ağladığım da çokça... Odama geldiğinde gördüğün zamanlar da olmuştu ağlarken, sormuştun ya sebebini, işte biliyorsun artık... Neden ben anne? Ben bulamadım sebebini, neden ben??? Bir Zeki Müren var sanırdım, bir Bülent Ersoy, bir de ben... Zaten ne kadar büyük bir dünyam vardı ki? Hayır anneee... Tabiki onlar gibi değilim, ben o zaman öyle sanmıştım diyorum sadece... Şimdi mi? Şimdi mutlu olmaya çalışıyorum anne... Nasıl mı? Onu ben de keşfedemedim henüz... Artık kabul ediyorum kendimi, ben eşcinselim... Senin beni kabul etmeni bekleyemem, benim bile kendimi kabullenişim yıllarımı almışken. Ama beni yargılama anneciğim ne olursun, yada yargıla ama öyle bakma, ağlama... Kıyamam sana...

    Sevdim anne... Çok sevdim... Söyleyemedim... Hep içimde yaşadım aşklarımı, hep korkarak, çekinerek, sanki her an biri anlayacakmış gibi paranoyak yaşadım. Kendimden korktum, hislerimden ve herkesten... Sevip de söyleyememek ne tür birşeydir belki bilmezsin anne, ben biliyorum çok kötü birşey. Söylesem daha da kötü... Sonra benim gibi olanları duydum, görmek istedim. Gördüm anne... Benim gibi değillerdi... Gittiğim yerde bulamadım kendim gibi birilerini, ama olduğuna inandım en azından... Aşık oldum anne, bu sefer belli ettim de, ama o benim gibi sevmemiş beni masumane, SEV-iştik anne... Kökünde sev-mek fiili vardı diye seviştim... Baktım ki sevgili değiliz, beni sevgili olarak görmedi, göremedi anne. Kadınlar sevilirmiş sadece, erkekler severmiş. Ben de sevmiştim oysa... O zaman anladım ki sevmeler de başka başka... Benim gibi seven birini bulmak istedim... Hep aradım anne... Mutlu olmak istedim ben de... Hep gizlenerek, hep korkarak, hep kaçarak yaşadım. Nasıl imrendim elele gezen sevgililere, belki benim gibi sevemezlerdi ama benden daha mutlu görünüyorlardı. Ben hiçbir zaman sevgilimle elele gezemeyecektim onlar gibi. Ve pazar kahvaltıları, ve balkon sefaları... Ve bana doğumuyla MERHABA diyen, uğruna kurban keseceğim bir evladım olmayacak hiçbir zaman. Evet, olabilir, pes ederim belki ben de birgün aşk arayışında, bir kurban seçerim kendime, evlenirim. Baba olurum, eğer istersem olur, ama ben olamam o zaman... Bekleyeceğim anne, arayacağım, elbet birgün beni gerçekten çok seven bir erkek bulacağım...

    Neler çıkıyor insanın karşısına bir bilsen... Doğru insanı bulabilmek adına yanlış insanlarla oturup çay içiyorum bazen, hep aynı sorulara cevap veriyorum... Ve hep aynı insanlar yudumluyor karşımda çayını, kalkıp gidiyorum. Üzülüyorum, umudum kırılıyor, ama bekliyorum... Bazen tamamdır işte budur diyorum, yüreğim kıpr kıpır oluyor, bir adım atıyorum, o da bir adım atıyor, bedenlerimiz buluşunca, bir daha aramıyor... O kadar çok pislik var ki anne, duygularımla oynanıyor, onlardan tiksiniyorum anne, kendimden de... Belkide artık sen de benden tiksiniyorsundur... Yaşamak istiyorum anne,mutlu yaşamak, özgür olmak herkes gibi... El ele tutuşup gezmesem de olur, kimse görmeden de tutabilirim elini, yoksun hissetmem kendimi...

    Bir de diğerleri çok üzüyor beni... Eşcinselliğin ne demek olduğunu bilmiyorlar, benim neler hissettiğimi, içimde ne savaşlar yaşadığımı zamanında. Ne zaman seçtin diye soruyorlar... Neyi diyorum, eşcinselliği mi? Bu bir seçim midir sence anne? Neden seçtim ki o zaman? Ne zaman seçtim? Ben hatırlamıyorum şıkları. Bizlere hakaret ediyorlar, bizleri kullanıyorlar, bizleri dışlıyorlar, bizlerle alay ediyorlar, bizleri öldürenler de var... Bu bir seçimse eğer, ben niye bu hayatı seçeyim ki anne? Benim ne zorum var mutlulukla?

    Ağlama n’olursun anne, ben ağlarım... Sen bana bakma... Bizler iki çeşitiz, ağlatanlar ve ağlayanlar... Ben ağlayan olmayı seçtim anne, aşkı aramayı seçtim... Hiç mi bulamadın be oğlum dersen bana, bulduysam da kaybettim... Ama yılmadım birgün ben de aşkı bulacağım anne...



    Ben Aşkı Arayan Ama Bulamayan Gay’im anne...