Posts by Ahmet Lovewins

    Instagram hesabım yaklaşık 3 yıl önce çalındı ve uğraşsam da geri alamadım eğer aranızda bana hesabı geri almakta ya da kapatmakta yardım edebilecek birisi varsa iletişime geçerse çok sevinirim, kaç yıldır aklımın bir köşesinde durup beni rahatsız ediyor insanların artık görmelerini istemediğim bir hesaptı yardım ederseniz çok sevinirim. :)

    Merhaba özel mesaj ile hesabını iletirsen yardımcı olmaya çalışırım.

    Ne yazık ki yalnızca Instagram hesabında lgbt bireyleri var siteyi nasıl ekleyebilirim bağlantı olarak? Yani ne şekilde paylaşacağım? Sitede köşe yazarıyım aslında kendi sorunlarımdan yeni yazılar yazamadım biraz da okumadığını düşünüyorum. Neyse canlanır ortam umarım

    Bir görsel'i paylaşırken açıklamaya https://community.lgbti.org şeklinde paylaşabilirsiniz.Canlandırmak için elimizden geleni yapacağız merak etme.İlerleyen dönemlerde sitede hareketlilik başlayınca belki anlaşmalı evlilik kategorisini de kapatırız :)

    Foruma ne zaman girsem yeni gönderilerin %90 ı anlaşmalı evlilik üzerine site adeta evlilik sitesine döndü. Bu durum beni aşırı rahatsız ediyor. Herkesin kendi hayatı ve istekleri buna birşey diyemem ama Lgbt bundan ibaret değil. Burada hatrı sayılır bir kitle vardı ve onlar bir süredir sessiz sanırım bu sebepten siteye girmiyorlar. Bu konuda ne yapılabilir ya da yapılabilir mi? Biraz canlandırmak lazım değil mi burayı? Şehirler için buluşma falan mı yapsak? Ne dersiniz? Umarım eski gerçek queer üyeler okur ve cevap verir


    Merhaba siriusea , forumda anlaşmalı evlilik konularında ki artışın sebebi google'da "anlaşmalı evlilik" sorgusunda sitemizin üst sıralarda yer alıyor olması.Forum'un canlanması için sürekli içerik girilmesi ve bizlerin sosyal medya hesaplarımızda sayfayı belli aralıklarla paylaşarak varlığını duyurmamız gerekiyor.Şehirler içi buluşmalar da düzenlenebilir tabiki.

    Çoğumuz(en başta ön yargıdan meydana gelen) homofobi diye adlandırılan nefret dolu bir dünya'da doğduk.Bu durum üzerimize bir kabus gibi çöküyor.Bazı insanların hayatlarını tamamen yaşanmaz hale getirirken , diğerler insanlarda ise yaşam kalitesini düşürebiliyor ve kimse bu homofobi kabusundan kaçamıyor.Bizler suçlu değiliz.Bu ön yargıdan meydana gelen homofobinin oluşmasına sebep olmadığımız gibi , bu kabusun üzerimize çökmesini de istemedik.Bir başka bakış açısıyla biz suçluyuz,örgütlenip bu homofobi kabusununun tahrip etici saldırılarından kendimizi koruyacak bir ortam yaratamadık.Bu kabusu yok edecek çalışmalar yaptığımızda hepimiz huzura ereceğiz.

    Kadınlar arası cinsel ilişkiler heteroseksist tanımlamalar ile açıklanamaz.Bu ilişkilerde partnerlerden birinin "erkek" olması gerekmez !

    Ancak çift olma konusunda tek seçeneğin "heteroseksüel ilişki" olduğunu düşünenler, cinsel ilişkide kadın-erkek koşulunu ararlar.

    Bu heteroseksist fikrin bir eseridir.


    "dominantlık","katılık","zayıflık","pasiflik" gibi tarif edilen özellikler karakteristik özelliklere girer.

    Bireyin bu karakteristik özelliklere sahip olması,cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini belirlemez.

    İlişkisinde tanımladığı cinsiyet ifadesini değiştirmez veya simgelemez.

    Her cinsel aktivitenin benzersiz olduğunu düşündüğümüzde , kadın kadına ya da farklı cinsiyetler arası cinsel aktivitenin tarifini yapmamız imkansız ve mantıksızdır.Cinsel aktivitenin biçimini , o aktiviteyi gerçekleştiren bireyler belirler.Bu nedenle "kadın kadına cinsellik şöyledir" şeklinde kabul edebileceğimiz bir tanımlama hiçbir zaman doğru olmaz.Cinsel aktivitenin , sonunu ve uç noktalarını partnerlerin belirlediğini düşünerek , Kadın kadına gerçekleşen cinsel aktivitelerin yine o aktiviteyi yaşayan kadınlarca sınırsız bir hayal gücüyle berirlendiğine inanmamız yeterlidir

    Nefret Suçu Nedir?

    Nefret suçları, ön yargıların sebeb olduğu ayrımcılığın en ağır şekilde sergilendiği suçlardır. Hem özlük haklarını hem de toplum güvenliğine zarar vererek , eşitlik hakkını ihlal eder. Nefret suçu,belirli bir topluluğa karşı olan önyargılardan kaynaklanır. Suç oluşturan bu hareketin ,önyargı esasında işlenmesiyle gerçekleşir. Diğer bir ifadeyle nefret suçu işleyen kişi mağduru,mağdurun özbenliği, kimlik özelikleri nedeniyle seçer.


    Nefret suçları,önyargılı güdü ve ceza gerektiren bir suç olması vaziyetinde oluşur. Nefret suçu her zaman esas bir suçun ortada olmasını gerektirir. Esas suç yoksa ,nefret suçu da yoktur.

    Nefret suçlarının diğer suçlardan farkı bu suça önyargının sebep olmasıdır.


    Nefret suçlarında mağdur, bir kişi veya bir topluluk olabilir.

    Nefret Suçu Yasaları Neden Olmalıdır?

    1. Olası mağdurlar,failler ve toplum geneli açısından,nefret suçunun ciddiye alındığını gösterir.
    2. Nefret suçlarına yönelik toplumsal farkındalığı arttırır.Yasama aşamasında konunun tartışılmasına teşvik eder.
    3. Mağdurların mağruz kaldıkları nefret suçlarını yargıya taşıyabilmesine olanak sağlar.
    4. Nefret suçlarınına ilişkin doğru bilgilerin toplanabilmesine katkı sağlar

    Psikoloji biliminin üç büyük öncüsü olanFreud, Jung ve Adler eşcinselliğipatolojik bir durum olarak görmüşlerdir. Freud’la başlamış olan, erken dönemli bir yığın psikodinamik araştırma ve kuram, eşcinselliğin doğuştan getirilen organik bir durum olmadığını göstermiştir. Ancak bugün homoseksüellik birçok ülkede bir bozukluk olarak yer almamaktadır. Eşcinselliğin bir bozukluk olarak görülmemesine sebep olan herhangi bir yeni araştırma yapılmamıştır, profesyonellerin tartışmalarına son verip bu mevzuda son sözü söyleyen ise paracı sistemin dayattığı politikalar olmuştur. Aynı şekilde hoşgörü­süz bir görüntü vermemek için dikkatli davranan hekimler ve entelektüeller de eşcinselliği düzgüsel kabul etmişlerdir. Fakat sokaktaki vatandaşlar için aynı şey söz mevzusudeğildir, onlara nazaran bu durum hiç de düzgüsel bir eğilim değildir. Yani kişinin cinsel olarak kendi cinsine ilgi duyması olarak tanımlanabilen homoseksüellik; çoğu zaman cemiyet tarafınca kabullenilmeyen ve düzgüseldışı bir unsur olarak değerlendirilen bir durumdur; çekirdekleri çocuklukta atılan, buluğluk çağlarında belirginleşen bir cinsiyet kimliği sapmasıdır; doğuştan gelmez ve genetik geçişi olan bir hastalık değildir. Ancak bu görüşe aykırı olan düşünceler de vardır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), eşcinselliği 70′li yıllarda hastalıklar ve rahatsızlıklar kapsamından çıkartmıştır. Benzer şekilde Amerikan Psikoloji Derneği (APA) da eşcinselliğin bir tercih olmadığını, organik bulunduğunu ve değiştirilemeyeceğini açık ve net bir halde belirtmiş ve 26 Şubat 1990’da aşağıdaki deklarasyonu duyuru etmiştir:

    “Eşcisellik ne bir hastalıktır ne de moral bir yoksunluktur. Sadece toplumdaki bir azınlığın sevgiyi ve cinselliği ifade tarzıdır. Gayların ve lezbiyenlerin , ruhsal olarak sıhhatli oluşu birçok araştırma ile belgelenmiştir. Araştırmalar cinsel yönelimin temelinin yaşamın ilk yıllarında hatta olasılıkla kısmen doğumdan ilkin atıldığına işaret etmektedir. Eşcinselleri “Onarma” girişimleri ruhsal üniformaya bürünmüş toplumsal önyargıdan başka bir şey değildir. Cinsellik ve cinsel yönelim, varlığımınızın temel unsuları olarak kişisel koheziflik duygumuzun ve dünyada rahat ediş düzeyimizin mühim belirleyicileridir. Eşcinselliğin bir hastalık yada ahlaksızlık olduğu varsayımı, bu azınlığa dahil bireyler için kendini ifade etme, sevme ve insanlığa bağlılığın en derin formlarını acı çektirici bir suçlanma ve kendinden nefret etme kanalıyla bu an bir duygusal, sevisel ve spiritüel hapishane yaratır. Sağlıklı ve kendi insanlığı ile barışık heteroseksüeller, homoseksüeller sebebiyle içsel tehdit yaşamazlar. Sağlıklı heteroseksüeller, eşcinselleri baskı altına alma gereği duymazlar. Sağlıklı heteroseksüeller eşcinselleri onarmaya kalkışmazlar. Bu gün toplumun karşısındaki esas sorun niçin insanların birbirini belli bir halde sevdikleri yada bu sevgiyi aradıkları değil, iyi mi olup da bazılarının sevmekte bu kadar yetersiz olduğudur.”

    Yukarıdaki deklerasyonda homoseksüellik tek bir durum, yönelim yada hastalık olarak ele alınmıştır, oysa ki homoseksüellik 12 alt tipi olan bir hastalıktır ve bazı alt tipleri (eyleme vurulmayan homoseksüellik, geçici homoseksüellik ve yalancı homoseksüellik) tedavi edilebilir.

    Eşcinsellere verilen adlardan en oldukça kullanılanlardan biri yabancı bir dilden aktarılmış olan eşcinselkelimesidir. Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlüğü’nde homoseksüelin karşılığı ise; cinsel isteklerini kendi cinsinden kimselerle yatıştırmak huyunda olan kimsedir. Cinsel terslik olarak da adlandırılanhomoseksüellik; adam yada hanım olarak bir insanoğlunun libido yönelimi ve doyumu itibariyle gene kendi cinsine sevgi ve cinsel ilişki arzusu ile dönmesidir.

    Eşcinsellik kapalı bir kutu gibidir. Kişinin eşcinselliği anlaması ve bu mevzuda kendisine ya da çevresindekilere destek olabilmesi için ilk olarak aydınlanması ve niçin bu duyguları hissettiğini anlaması gerekir. Çünkü homoseksüellik doğuştan gelmez, genetik geçişi olan bir hastalık değildir, gelişimsel bir problemdir ve çoğu zaman erken çocukluklarında, çocuk ile aynı cins ebeveyn içinde yaşanmış olan problemlerden doğar.

    Heteroseksüel gelişmenin sağlanmasında her iki ebeveynin ortak katkı ve desteği gerekir. Böylece çocuk, kendini karşı cins ebeveynden ayrıştırıp aynı cins ebeveyn ile özdeşim kurabilir. Bu özdeşim başarısız olursa, cinsel kimliğinin içselleştirilmesinde de başarısızlık meydana gelebilir. Yani baba yada anne yoksunluğu başta olmak suretiyle aile dinamiklerinin şahıs üstündeki negatif tesirleri sonucu homoseksüellik gelişebilir. Cinsiyet özdeşimini başarıyla tamamlayamayan çocuk, bir tek babasına yada annesine yabancılaşmakla kalmayıp hemcinsi akranlarından da uzaklaşabilir. Şu an ki bilimsel veriler eşcinselliğin genetik temellere dayanmadığını gösteriyor. Yani genetik olarak herhangi bir anormalliği olmayan bir insan, hanım yada adam cinsiyetiyle doğar. Biyolojik cinsiyeti ve daha sonrasında gelişen cinsel kimliği, bir kaba benzetebiliriz. Çevresel etkisinde bırakır bu kabın içindeki sıvının yalnızca yoğunluğunu değiştirebilir, özünü değil. Yani homoseksüellik özdeki heteroseksüelliğe aykırı bir duygulanım ve yaşantıdır.